• Ezelden ebede izzetlenmiş müstesna insan...

  • Kelimeler "Misaller" ile zenginleştirildi...

  • İlhan Ayverdi

  • İlhan Ayverdi

Copyright 2019 - fakir@fenomen.org

Tekkeler Vardı, Bazı Günlerde veya Saatlerde Zikir ve Sohbet İçin Yapılmış

Tekkeler vardı, bazı günlerde veya saatlerde zikir ve sohbet için yapılmış..

HAKKI DEVRİM

Bir anlamda saygısızlık olduğunu bile bile, burada sizlere kim bilir kaç kere Ayverdi Sözlüğü’nden bahsettim. Nasıl etmeyeyim, bu çok değerli çalışmaların mahsulünü methetmeye doyamıyordum.

Saygısızlık bunun neresindeydi onu da ben söyleyeyim. Bir vakıf yayımlamıştı üç ciltte  3550 sayfalık bu müstesna sözlüğü. Kısa adıyla Kubbealtı Lugatı. Tam adı Misalli Büyük Türkçe Sözlük. Nihad Sami Banarlı beni vaktiyle uyarmıştı:
– «Büyük Lugat ve Ansiklopedi» pek uzun bir ad. Bana kalırsa bu ansiklopedinin adı zihinlerde ve dillerde Meydan Larousse olarak yer edecektir, diye.
Dediği oldu.

Üzerinde yıllardır çalışıldığını uzaktan takip ettiğim bir sözlüktü bu. Doğrusu merak da ettiğim. Yayımlandıktan sonra bu eserden Ayverdi Sözlüğü diye bahsedegeldim. Bir sözlük çalışması ekipler tarafından yapılsa da, o kadronun içinde daima biri vardır, ki işin asıl yükünü her zaman o çeker. Bu sözlük çalışmasının bütün ağırlığıyla rahmetli İlhan Hanımefendi’nin omuzlarında odluğundan da emindim.

İlhan Ayverdi geçen 6 kasım cuma günü, çevresinin deyişiyle «seksen üç yaşında Cemâl’e kavuştu.»
Sözlüğünün değeri yanında, tek kelimeyle değindiğim o «çevre»nin de ayrı bir anlamı ve önemi vardır. Kişiliğine eklenen müstesna eseriyle İlhan Hanım da veliyullahtan biridir bence.

Tanışırdık, ama hayli dolaylı bir tanışmaydı bizimki. Kısaca anlatmaya çalışacağım, çünkü Ayverdi herhangi bir soyadı değildir. Ben ünlü roman yazarlarımızdan Samiha Ayverdi ile ağabeyi mimar ve mimarlık tarihi uzmanı Ekrem Hakkı Ayverdi’yi, eski ve yakın arkadaşım (o da rahmetli) Nezihe Araz vasıtasıyla tanıdım. Muzırlık bu ya, o değişik çevreyi Mesihpaşa Dergâhı diye adlandırmaktan da geri durmadım.

Havadis gazetesinde tanışıp arkadaş olduğumuz Nezihe, aslında Ankaralıdır; Bulgurlu ailesinden. Yazar olarak İstanbul’a göçtüğünde Ayverdi ailesine yakın bir ev tutmuş; İstanbullu akrabalarıymışcasına Ayverdi’lerle «hallihamur» olmuştu. (Bu da onun sıkça kullandığı deyimlerden biridir; hallihamur olmak, İlhan Ayverdi Sözlüğü’ne göre «Bir şeyin veya çevrenin içinde erimek, onunla kaynaşmak» demek.) Samiha Hanım Nezihe’nin ablası, Ekrem Hakkı Bey ağabeyi; öyle hitap ederdi ve o kadar yakın bilirdi bu iki büyüğünü.

Durup dururken dergâh mensupları demedim bu çevrenin insanlarına; hepsi eğitimci, mutasavvıf, bizzat açtığı İstanbul’daki Altay Rifaî Dergâhı’nın 1925 yılına kadar şeyhi olan Kenan Rifaî’nin müritleri idiler.

Devamını oku: Tekkeler Vardı, Bazı Günlerde veya Saatlerde Zikir ve Sohbet İçin Yapılmış

İlhan Ayverdi ve Misalli Büyük Türkçe Sözlük

Güneşe ve Hayata Tebessüm…

Doğumla başlar her şey… O iki heceli sözcükle “merhaba” deriz hayata… Gün ışığıyla ilk kez buluşur gözlerimiz… Hayatın kepenkleri açılır o an… Herkes bir noktadayken siz sıfırdan dâhil olursunuz yaşama… Geriden gelseniz de temponuzla nicelerini geçersiniz hayat yolculuğunda. Sonra bir koşudur sürer gider; kimi dimdik yürür, kimi tökezler. Bazı yollar kader ağlarıyla örülse de kulun inisiyatifleri de vardır şüphesiz… İlhan Ayverdi’nin hayat yolculuğu da tam da böyle 24 Ekim 1926’da Manisa’ya bağlı Akhisar’da başladı.

Mektep Yılları…

Ah hiç unutulur mu o ilk mektep yılları… İlk ayakkabı, ilk çanta, mürekkep kokulu ilk kitap… Okula ve okumaya dair ilk izlenimler… İlk öğretmen, ilk arkadaş, daha nice ilkler… Zaman sanki bizi o müstesna dilimine çeker. İlhan Ayverdi için de unutulmazdı mektep yılları… İlk ve orta tahsilini doğduğu topraklar olan Akhisar’da tamamladı İlhan Hanım… Okullaşma yaygınlaşmamıştı o zamanlar… O devirde Akhisar’da lise olmadığı için İzmir’deki Karataş Lisesi’ne kaydoldu ve 1943 yazında lise diplomasını aldı. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi.

İstanbul Üniversitesi yılları Ayverdi için unutulmaz yıllardır. Zira orada Ahmet Kabaklı’yla kesişti yolları. Onunla aynı sınıfa düşmüşlerdi. Bu dostluk zamanla dayanışmaya dönüşerek ömür boyu sürdü onlar için… Yine Tarık Buğra’nın ilk eşi Jale Baysal da onun en samimi sınıf arkadaşlarından biriydi. Bu okulda Türk tarihinin ilk edebiyat profesörü Ali Nihat Tarlan, İsmail Hikmet Ertaylan, Mehmet Kaplan gibi çok kıymetli hocaların rahle-i tedrisatından geçer; onlardan aldıklarıyla kendini iyice yetiştirir İlhan Ayverdi.... Millî kültür, tarih ve edebiyat şuurunu onlardan alır, bu değerleri gittikçe kimliğinin bir parçası haline getirir. O minval üzere şekillendirir hayatını. Mefkûre ateşini o ilk kıvılcımlarla tutuşturur.

Devamını oku: İlhan Ayverdi ve Misalli Büyük Türkçe Sözlük

Türkçeye adanmış hayat: İlhan Ayverdi

Türkçe’ye gönül verenler, Türkçeyi sevenler, bu yola baş koyanlar hayatlarını bu aziz, mübârek ve güzel dilin gelişmesi, daha güzelleşmesi, devâmı ve her türlü tehlikeden korunması yoluna adayan bahtlı insanlar….

İşte bu gün bu kafilenin iki güzel yolcusu İlhan Ayverdi ve Nazik ErikHanımefendiler ile berâbermişcesine karşınızda bulunmanın zevki içindeyiz.

Esâsen bu büyük insanların çalışmaları, eserleri, duygu ve düşünceleri hakkında deryâdan bir damla ile huzurlarınızdayız. Amma sizlerin bu bir damlada bir deryâyı bulacağınız inancındayız.

Neden Türkçe’ye adanmış hayatlar? sorusuna gene büyük bir Türkçe sevdâlısı ve Edebiyat Târihçisi Nihad Sâmi Banarlı “Yeryüzünde diller kadar millet fertlerini birbirine bağlayan, onlara birbirlerini sevip anlamakta hele sevgilerini dile getirmekte aziz yardımcı olan başka kuvvet yoktur.” diye cevap verir.

“Vatan çocuklarına bir milletin yarattığı ve yaşattığı dili bütün incelikleri, yücelikleri ve güzel sesiyle öğretmek” bu ne ulvî, ne güzel bir nasip… bu uğurda harcanan ömür ne mübârek bir ömür…

Türkçe nasıl sevilir? Halit Ziya Uşaklıgil, buna Birinci Türk Dili Kurultayı’nda şu cevâbı verir. “Ben Türkçenin ezeli bir âşıkıyım. Hepimiz öyle değil miyiz? Ben Türkçe’yi muhtelif devirlerinde muhtelif libaslar altında, kendi cevherinden tanıdım ve sevdim.”

Türkçe’yi sevmek ve anlamak için milletimizi sevmek, milletimizin bir târih boyunca yarattığı bütün millî mânevî değerlerimizi, kültürümüzü tanımak, bilmek, sevmek ve korumak, bu aziz sevgiliyi incitmeden, bozmadan, hırpalamadan daha da geliştirerek gelecek nesillere emânet etmek demektir.

İşte muhterem İlhan Ayverdi bu aziz vazîfeye bütün bir ömrünü adadı.

Bu nasıl bir sevgiydi ve nasıl bir vazifeydi? dersek kısaca geçmiş asırlara dönelim. Daha XI. asırda ilim dili olarak Arapça, edebiyat dili olarak da Farsçanın kullanıldığı devirlerde Yusuf Has Hâcib’in, Kutadgu Bilig’i (Kutlu Bilgiler) Türkçe olarak yazması o günler için çok mühimdir. Eserinin ön sözünde Türkçe sözü yaban geyiği gibi gördüğünü ancak söz ceylânını avlamanın kolay olmadığını söylemiş ama ceylân güzelliğinde bir Türkçe eser vermek dilemiştir.

Devamını oku: Türkçeye adanmış hayat: İlhan Ayverdi

f t g m